Türkiye’nin karşılaştığı neredeyse tüm sorunların (terör, ekonomik krizler, toplumsal protestolar, darbeler) arkasında olduğu varsayılan, kimliği kasıtlı olarak belirsiz bırakılan, ulus-ötesi, komplocu bir gücü tanımlayan anahtar bir kavramdır. Erdoğan tarafından 2014 Kobani olayları sonrası popülerleştirilmiştir. “Üst akıl,” selefi olan “emperyalizm” veya “Büyük Şeytan Amerika” gibi daha net tanımlanmış düşman imgelerinden farklı olarak, son derece esnek ve bağlama göre içeriği değişebilen bir yapıdadır. Bazen Batı’yı, bazen Almanya’yı, bazen küresel finans çevrelerini (“Finans Kapital“), bazen de FETÖ’nün arkasındaki gücü işaret edebilir. Bu belirsizlik, her türlü olumsuz gelişmeyi bu failin hanesine yazma kolaylığı sağlar. “Üst akıl” anlatısı, karmaşık sorunların içsel dinamiklerini veya siyasi hataları analiz etme ihtiyacını ortadan kaldıran bir “müsekkin” (yatıştırıcı) işlevi görür; sorumluluk daima dışarıdaki bu “şeytani akla” atfedilir. Bu söylem, kendi taraftarlarını mobilize ederken, aynı zamanda kendi siyasi aktörlüğünü zımnen “alt akıl” konumuna düşürerek siyasi failliği ve sorumluluğu reddeden bir retorik mekanizma yaratır. Eğer bir “üst akıl” varsa, ona karşı mücadele eden de mantıken bir “alt akıl” olmak durumundadır. Bu durum, başarısızlıkların sorumluluğunun her zaman kendilerinden daha “akıllı” ve “güçlü” olan bu dış güce ait olduğu, başarıların ise kendilerine ait olduğu bir anlatı kurar ve bu da siyasi hesap verebilirliği aşındırır.