Mesut Yılmaz’ın siyasi kimliğinin temelini oluşturan ideolojidir. Söyleminde liberalizm, hem ekonomik (özelleştirme, serbest piyasa) hem de siyasi (demokrasi, insan hakları, AB üyeliği) boyutlarıyla yer alır. Turgut Özal’ın mirasını devralmakla birlikte, ANAP’a daha belirgin bir liberal kimlik kazandırmayı hedeflemiştir. Ancak onun liberalizmi, Türkiye’nin 1990’lardaki kaotik ve vesayetçi yapısı içinde “kısıtlanmış” bir liberalizmdir. İdeallerini savunurken, “devletin rutin dışı” pratiklerini ve “mayınlı yolları” da göz ardı etmeyen pragmatik bir yaklaşım sergilemiştir.
Mesut Yılmaz’ın Avrupa Birliği’ni (AB) tanımlamak için kullandığı iddialı bir ifadedir. Bu tanımlama, AB’yi askeri güç veya ideolojiye dayalı eski tip birliklerden ayırarak, onu “ideallere ve rasyonalizme bağlı” bir birliktelik olarak yüceltir. Retorik işlevi, Türkiye’nin AB üyeliği hedefini basit bir ekonomik veya siyasi ortaklığın ötesine taşıyarak, onu küresel ölçekte tarihi bir “sivil proje” olarak konumlandırmaktır. […]
Mesut Yılmaz’ın, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyelik sürecini ve Kopenhag Kriterleri’ni yerine getirme çabasını açıklamak için kullandığı tıbbi bir metafordur. “AB sürecinde deyim yerindeyse dünyanın en iyi hastanesinde check-up’a gidiyoruz” diyerek, bu süreci bir dayatma veya egemenlik devri olarak değil, ülkenin “hastalıklarını” teşhis edip iyileşmesi için bir fırsat olarak sunar. Bu metafor, AB kriterlerini rasyonel, bilimsel […]
Mesut Yılmaz’ın söyleminde, özellikle Avrupa Birliği vizyonunu meşrulaştırmak için başvurduğu en önemli tarihi referanstır. Atatürk’ü, Türkiye’nin yönünü Batı’ya çeviren ve modernleşmeyi hedefleyen bir lider olarak sunar. AB üyeliğini savunurken, Atatürk’ün “Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşü… kendini Avrupa milletlerine bağlayan rabıtaları kestiği gün başlamıştır. Bu bir hata idi, bunu tekrar etmeyeceğiz” sözüne atıfta bulunarak, kendi projesini Atatürk’ün projesinin […]