Demirel’in demokrasi anlayışının merkezinde yer alan ve siyasi meşruiyetin tek kaynağı olarak gördüğü kavramdır. Söyleminde “milli irade“, halkın seçim sandığında tecelli eden gücünü ifade eder ve bu gücün karşısında bürokrasi, ordu veya herhangi bir elit grubun vesayetini reddeder. Demirel, askeri müdahaleleri “milli iradeye” karşı yapılmış en büyük suç olarak görmüş ve siyasi mücadelesini büyük ölçüde bu kavramı savunmak üzerine kurmuştur. Bu terim, onun için demokrasinin özü ve sivil siyasetin dokunulmazlığı anlamına gelir.
1970’lerdeki sağ-sol çatışmasının en yoğun olduğu dönemde, Milliyetçi Cephe hükümetlerinin başbakanı iken kullandığı, siyasi kariyerinin en çok tartışılan sözlerinden biridir. Bu ifade, kendi siyasi tabanını ve müttefiklerini toplu olarak “katil” olarak damgalamayı reddetme amacı taşır. Retorik olarak, kendisine yöneltilen suçlamanın dilini ve çerçevesini kabul etmeyerek, tartışmayı kendi istediği bir zemine çekme girişimidir. Bu söz, siyasi […]
12 Eylül darbesi sonrası askerlerin, merkez sağı kontrol altında tutmak amacıyla yeni partiler kurdurma girişimlerine karşı söylediği bir sözdür. “Tapulu arazi” metaforu, merkez sağ siyasetin doğal ve meşru liderinin kendisi olduğunu, bu alanın kendi “mülkü” olduğunu ifade eder. “Gecekondu” ise askerlerin kurdurduğu partilerin gayrimeşru, yapay ve geçici olduğunu ima eder. Bu ifade, askeri vesayete karşı […]
Laikliğe karşıt, gerici ve din devleti yanlısı olarak tanımlanan faaliyetler için kullanılan bir terimdir. Demirel’in söyleminde bu kavramın kullanımı, siyasi kariyerindeki döneme göre değişiklik göstermiştir. Başbakanlık dönemlerinde genellikle din ve vicdan özgürlüğünü savunurken ve laikliğin dinsizlik olmadığını vurgularken, Cumhurbaşkanlığı döneminde, özellikle 28 Şubat sürecinde, “irtica“yı Türkiye Cumhuriyeti için en büyük tehditlerden biri olarak tanımlamıştır. Bu […]