İktidarda kalma süresiyle ilgili eleştirilere veya koltuğu bırakması yönündeki telkinlere karşı verdiği sert ve argo bir cevaptır. Bu ifade, onun siyasi mücadeledeki kavgacı ve pervasız yönünü gösterir. Siyasi nezaketin dışına çıkan bu dil, halkla doğrudan ve samimi bir iletişim kurma stratejisinin bir parçasıdır ve “halktan biri” imajını pekiştirir.
Özal’ın, siyasi yasakların kaldırılması gibi konularda TBMM’yi veya diğer denge-denetleme mekanizmalarını aşarak doğrudan halka gitme stratejisidir. Söyleminde referandumu, “milletin iradesine” başvurmanın en demokratik yolu olarak sunmuştur. Ancak bu strateji, aynı zamanda temsili demokrasi kurumlarını zayıflatan ve liderin halkla doğrudan bağ kurarak gücünü pekiştirmesini sağlayan popülist bir araç olarak da görülebilir.
Siyasi rakibi Erdal İnönü’ye yönelik kullandığı, küçümseyici ve alaycı bir ifadedir. Kendi torunu olan “küçük Turgut“a gönderme yaparak, rakibinin argümanlarının bir çocuğun bile inanmayacağı kadar saf ve basit olduğunu ima eder. Bu dil, siyasi tartışmayı ciddiyet zemininden çıkarıp kişisel bir alaycılık düzeyine indirir. Rakibi etkisizleştirme ve kendi zekasını üstün gösterme işlevi görür.
Özal döneminin zihniyetini yansıtan anahtar bir deyimdir. Kurallara ve prosedürlere takılmadan, pragmatik ve hızlı bir şekilde sonuç almayı ifade eder. Olumlu anlamda, bürokratik engelleri aşan bir dinamizmi çağrıştırırken, olumsuz anlamda, kayırmacılık, yolsuzluk ve kuralsızlığı ima eder. “Benim memurum işini bilir” sözüyle birlikte, dönemin “köşe dönmeci” ahlakını tanımlamak için kullanılmıştır.