Özal’ın pragmatizminin ve kural esnekliğinin en çarpıcı ve en çok eleştirilen ifadesidir. Hukukun üstünlüğü ilkesi yerine, hedefe ulaşmak için kuralların esnetilebileceği veya göz ardı edilebileceği anlayışını yansıtır. Bu söz, Özal’ın kendisini statükonun ve bürokratik engellerin üzerinde, ülkenin menfaatleri için “icraat” yapmak zorunda olan bir lider olarak gördüğünü gösterir. Siyasi işlevi, kurumsal denetim mekanizmalarını önemsizleştirmek ve kendi siyasi iradesini en üstün otorite olarak sunmaktır. Bu ifade, destekçileri için “kararlı liderlik” olarak yorumlanırken, muhalifleri için “otoriterleşme eğilimi” ve “hukuk tanımazlık” olarak görülmüştür.
Özal’ın, siyasi yasakların kaldırılması gibi konularda TBMM’yi veya diğer denge-denetleme mekanizmalarını aşarak doğrudan halka gitme stratejisidir. Söyleminde referandumu, “milletin iradesine” başvurmanın en demokratik yolu olarak sunmuştur. Ancak bu strateji, aynı zamanda temsili demokrasi kurumlarını zayıflatan ve liderin halkla doğrudan bağ kurarak gücünü pekiştirmesini sağlayan popülist bir araç olarak da görülebilir.
Özal’ın, politikalarına veya yarattığı yeni sosyal ve ekonomik durumlara yönelik eleştiri ve şikayetlere karşı verdiği meşhur, küçümseyici ve bir o kadar da kehanet niteliği taşıyan cevaptır. Bu ifade, neoliberal dönüşümün getirdiği sosyal şokların (zamlar, yeni vergiler, değişen tüketim alışkanlıkları) geçici olduğunu ve toplumun bu yeni düzene eninde sonunda adapte olacağını ima eder. Retorik işlevi, muhalefeti […]
Özal’ın, özellikle Demirel, Ecevit, Erbakan ve Türkeş gibi eski liderleri “vizyonsuzlukla” itham ederek kendisini konumlandırdığı bir sıfattır. 12 Eylül öncesinin kaos ortamını yaratan siyasi figürlerin karşısına, Türkiye’yi yeni bir çağa taşıyacak tek seçenek olarak kendisini koymuştur. Bu söylem, temsili demokrasi kurumlarını ve rakip partileri önemsizleştirme eğilimi taşır. Retorik işlevi, seçmeni eski ile yeni arasında net […]