Basının, yazdığı bir haberin veya iddianın doğruluğunu mahkemede kanıtlama hakkıdır. 1950’lerin ortalarında, DP hükümetinin basın üzerindeki baskıları artırmasıyla birlikte “ispat hakkı” talebi, basın özgürlüğü mücadelesinin merkezine oturmuştur. Hükümet, hakaret davalarında basına bu hakkı tanımak istemiyordu. Bu konudaki tartışmalar o kadar büyüdü ki, “ispat hakkı“nı savunan dokuz DP milletvekili partiden ihraç edildi ve bu ihraçlar Hürriyet Partisi’nin kurulmasına yol açtı. Bu olay, Menderes’in iktidarı süresince demokrasi ve özgürlükler konusundaki söylemi ile eylemleri arasındaki çelişkinin en somut örneklerinden biri olarak tarihe geçmiştir.
Menderes’in, CHP’nin başını çektiği muhalefetin yıkıcı ve uzlaşmaz olduğunu düşündüğü tutumuna yönelik kişisel sitemini ve öfkesini yansıtan bir ifadedir. Bu söz, siyasi eleştirinin ötesine geçerek, muhalefeti gayrimeşru ve hatta gayriahlaki bir konuma yerleştirir. “Düşman” kelimesinin kullanılması, siyasi rekabetin ne kadar sertleştiğini ve Menderes’in muhalefeti artık meşru bir rakip olarak değil, neredeyse kişisel bir hasım olarak […]
1950’lerin sonlarında, DP iktidarına karşı muhalefet partilerinin (CHP, Hürriyet Partisi, Cumhuriyetçi Millet Partisi vb.) oluşturduğu ittifak veya iş birliği arayışını tanımlamak için kullanılan bir terimdir. Bu cepheleşme, DP’nin artan otoriter eğilimlerine ve seçim sisteminin ittifakları zorunlu kılmasına bir yanıttı. Menderes, bu ittifakı “Milli Muhalefet Cephesi” veya “Kin ve Husumet Cephesi” gibi isimlerle anarak gayrimeşru göstermeye […]
27 Mayıs 1960 darbesinden sonra, Adnan Menderes ve diğer DP yöneticilerinin yargılandığı Marmara Denizi’ndeki adanın adıdır. Menderes’in siyasi lügatine ölümünden sonra dahil olan bu terim, onun ve döneminin trajik sonunu simgeler. Yassıada’daki duruşmalar sırasında Menderes’in yaptığı savunmalar ve tutukluluk koşullarıyla ilgili beyanları (“Kumandan beyefendinin büyük lütufları olmasa…” ), onun siyasi kariyerinin son sözleri olarak tarihe […]