Menderes’in söyleminde, demokrasinin ve “Milli İrade“nin tecelli ettiği kutsal bir mekanizma olarak sunulur. Menderes için “sandık“, her türlü siyasi tartışmayı sona erdiren nihai hakemdir. Bir siyasi gücün meşruiyetinin tek ölçütü sandıktan çıkıp çıkmadığıdır. Bu anlayış, iktidarının meşruiyetini sürekli olarak 1950, 1954 ve 1957 seçim zaferlerine dayandırmasına yol açmıştır. Ancak bu “sandık fetişizmi“, zamanla demokrasinin diğer unsurlarını (hukukun üstünlüğü, güçler ayrılığı, temel hak ve özgürlükler) göz ardı eden bir çoğunlukçuluğa dönüşmüştür. Muhalefetin eleştirilerine karşı sık sık “Millet sandıkta cevabını verir” argümanını kullanması, bu yaklaşımın bir göstergesidir.
Menderes’in siyasi söyleminde ve DP’nin seçmen tabanında merkezi bir yere sahip olan toplumsal kategoridir. Menderes, “milletin efendisi” olarak gördüğü köylüyü, tek parti döneminde ihmal edilmiş, horlanmış ancak milli ve manevi değerlerin asıl taşıyıcısı olan kesim olarak tanımlar. DP’nin tarımda makineleşme (traktör), yol ve su gibi hizmetleri, köylüye verilen değerin bir göstergesi olarak sunulur. “Köylü Vatandaş […]
Menderes’in, siyasi kariyerinin başlangıcını doğrudan Mustafa Kemal Atatürk’e bağlayan ve sıkça tekrarladığı bir anlatıdır. Bu ifadeye göre, Atatürk bir Aydın ziyareti sırasında genç Menderes’in yeteneklerini fark etmiş ve onun milletvekili adayı olmasını bizzat sağlamıştır. Bu anlatının retorik işlevi çok katmanlıdır: 1) Menderes’in siyasi meşruiyetini, rakibi olan CHP’nin kurucusuna dayandırarak güçlendirir. 2) Kendisini, İsmet İnönü gibi […]
1951 yılında DP hükümeti tarafından çıkarılan ve Atatürk’ün hatırasına alenen hakaret etmeyi veya sövmeyi suç sayan yasadır. Bu kanunun çıkarılması, Menderes’in siyasi stratejisinin karmaşıklığını gösteren önemli bir adımdır. Bir yandan, DP’yi Atatürk’e ve Cumhuriyet’in kurucu değerlerine karşıymış gibi gösteren CHP propagandasını boşa çıkarmayı hedefler. Diğer yandan, Menderes’in kendisini Atatürk’ün mirasının asıl koruyucusu olarak konumlandırmasına olanak […]