Özal’ın siyaset yapma tarzını en iyi özetleyen felsefi yaklaşımdır. İdeolojik dogmalar ve katı ilkeler yerine, pratik sonuçlara ve somut faydaya odaklanmayı ifade eder. “Anayasayı bir kere delmek” veya “Bir koyar üç alırız” gibi ifadeler, bu pragmatik yaklaşımın en uç örnekleridir. Bu kelime, hem destekçileri tarafından “sonuç odaklılık” ve “vizyonerlik” anlamında övgüyle, hem de muhalifleri tarafından “ilkesizlik” ve “fırsatçılık” anlamında eleştiriyle kullanılmıştır.
Özal’ın, İran-Irak Savaşı veya diğer bölgesel meseleler bağlamında, Türkiye’nin dış politikasını mezhepsel bir perspektiften değerlendirdiğini gösteren bir ifadedir. Bu söz, onun dış politikadaki pragmatizminin yanı sıra, zaman zaman reelpolitiği dini ve kültürel kimlikler üzerinden okuma eğilimini de ortaya koyar. Devletin geleneksel laik dış politika dilinden bir sapmadır.
Körfez Savaşı sırasında Türkiye’nin ABD’nin yanında aktif olarak savaşa girmesi gerektiğini savunurken kullandığı bu tüccar mantığına dayalı ifadedir. Türkiye’nin askeri ve siyasi risk alarak, savaş sonrası kurulacak yeni Ortadoğu düzeninde büyük ekonomik ve jeopolitik kazançlar elde edeceği vaadini içerir. Bu söylem, Özal’ın dış politikayı ideolojik ve tarihsel bagajlardan arındırıp, tamamen pragmatik bir kar-zarar hesabına indirgeme […]
Körfez Savaşı sırasında Özal’ın, Türkiye’nin savaşa girmesi karşılığında Musul ve Kerkük üzerinde hak iddia edebileceği yönündeki vizyonunu ifade eden bir terimdir. Bu, onun “bir koyar üç alırız” pragmatizminin ve Misak-ı Milli’ye gönderme yapan revizyonist dış politika anlayışının bir yansımasıdır. Bu tartışmayı açması, devletin geleneksel, pasif dış politika anlayışına meydan okuması anlamına geliyordu.