Özal’ın, siyasi yasakların kaldırılması gibi konularda TBMM’yi veya diğer denge-denetleme mekanizmalarını aşarak doğrudan halka gitme stratejisidir. Söyleminde referandumu, “milletin iradesine” başvurmanın en demokratik yolu olarak sunmuştur. Ancak bu strateji, aynı zamanda temsili demokrasi kurumlarını zayıflatan ve liderin halkla doğrudan bağ kurarak gücünü pekiştirmesini sağlayan popülist bir araç olarak da görülebilir.
Özal döneminin zihniyetini yansıtan anahtar bir deyimdir. Kurallara ve prosedürlere takılmadan, pragmatik ve hızlı bir şekilde sonuç almayı ifade eder. Olumlu anlamda, bürokratik engelleri aşan bir dinamizmi çağrıştırırken, olumsuz anlamda, kayırmacılık, yolsuzluk ve kuralsızlığı ima eder. “Benim memurum işini bilir” sözüyle birlikte, dönemin “köşe dönmeci” ahlakını tanımlamak için kullanılmıştır.
Özal’ın, politikalarına veya yarattığı yeni sosyal ve ekonomik durumlara yönelik eleştiri ve şikayetlere karşı verdiği meşhur, küçümseyici ve bir o kadar da kehanet niteliği taşıyan cevaptır. Bu ifade, neoliberal dönüşümün getirdiği sosyal şokların (zamlar, yeni vergiler, değişen tüketim alışkanlıkları) geçici olduğunu ve toplumun bu yeni düzene eninde sonunda adapte olacağını ima eder. Retorik işlevi, muhalefeti […]
Siyasi rakibi Erdal İnönü’ye yönelik kullandığı, küçümseyici ve alaycı bir ifadedir. Kendi torunu olan “küçük Turgut“a gönderme yaparak, rakibinin argümanlarının bir çocuğun bile inanmayacağı kadar saf ve basit olduğunu ima eder. Bu dil, siyasi tartışmayı ciddiyet zemininden çıkarıp kişisel bir alaycılık düzeyine indirir. Rakibi etkisizleştirme ve kendi zekasını üstün gösterme işlevi görür.