Siyasi muhalefeti, iradelerini ve kontrollerini “küresel güç odaklarına” veya “LGBT‘ci” çevrelere teslim etmekle suçlayan, argo ve aşağılayıcı bir deyimdir. “Uçkur,” namus ve ahlakla ilgili güçlü kültürel çağrışımlara sahip bir kelimedir. Bu deyimin kullanımı, muhalefetin siyasi pozisyonunu rasyonel bir tercih olarak değil, ahlaki bir zafiyet ve irade kaybı olarak çerçeveler. Bu, siyasi rakibi hem gayrimilli (iradesini dış güçlere teslim etmiş) hem de gayriahlaki (namusunu kaybetmiş) olarak kodlayan çift yönlü bir itibarsızlaştırma saldırısıdır.
Muhaliflere, eleştirel seslere veya memnuniyetsizliğini dile getiren kesimlere yönelik kullanılan üstü kapalı bir tehdit ve uyarı ifadesidir. Genellikle ekonomik zorluklar veya siyasi baskılarla ilgili şikayetlere yanıt olarak söylenir ve mevcut durumdan şikayet edenleri, gelecekte daha da kötü koşullarla karşılaşabilecekleri imasıyla susturmayı hedefler. Bu, tartışmayı bitiren ve gücü elinde bulunduranın belirleyici olacağını hatırlatan cepheleşmeci bir retoriktir.
29 Ocak 2009’da Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu panelinde, İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’in Gazze saldırılarını yüksek sesle savunmasının ardından, Erdoğan’ın konuşma süresinin kısıtlanmasına tepki olarak moderatör David Ignatius’a yönelik sarf ettiği ve paneli terk etmesiyle sonuçlanan olayın simgesel ifadesidir. Bu çıkış hem iç hem de dış politikada derin yankılar uyandırmıştır. Dış politikada, Türkiye’nin geleneksel edilgen ve […]
Özellikle 2017 Anayasa Referandumu sürecinde, Türk bakanların Almanya ve Hollanda’daki kampanya etkinliklerinin engellenmesine tepki olarak bu ülkelerin hükümetlerini ve uygulamalarını nitelemek için kullanılan son derece ağır bir suçlamadır. Bu benzetme, Avrupa ülkelerinin ifade özgürlüğü ve demokrasi konusundaki iddialarını en ağır tarihsel referansla (Nazizm) vurarak çifte standartlı ve baskıcı olduklarını iddia eder. Bu, diplomatik dilin çok […]